Elçiler, uğursuzluğun kendi tutumlarından kaynaklandığını söyler: Öğüt verildi diye mi uğursuzluk sayıyorsunuz? Siz haddi aşan bir kavimsiniz.
19. ayetin açıklaması
Elçilerin cevabı, hem uğursuzluk inancını hem de halkın mantığını çürütür: “Uğursuzluğunuz kendinizdendir.” İnsanın başına gelenlerin önemli bir kısmı kendi seçimlerinin ve tutumunun sonucudur. Başkasını suçlamak, bu gerçeği görmeyi engeller.
İkinci soru keskin bir ironidir: “Size öğüt verildiği için mi?” Yani elçilerin tek yaptığı şey hatırlatmak ve öğüt vermekti. Bir öğüdü felaket sebebi saymak, aklın değil inadın işidir.
Ayetin sonundaki “müsrif” kelimesi, ölçüyü aşan, sınır tanımayan demektir. Kur'an'da israf sadece malda değil, inkârda, zulümde ve kibirde de olur. Halkın sorunu, uyarıyı dinlemek yerine elçileri tehdit edecek kadar haddi aşmalarıdır.
Bu ayetten çıkan dersler
İnsanın başına gelenlerin önemli bir kısmı, kendi tutumunun sonucudur.
Öğüt vereni suçlamak, öğütten kaçmanın bir yoludur.
İsraf sadece malda değil, inkârda ve kibirde de olur.
Ayette geçen kavramlar
Müsrif
Ölçüyü aşan, haddi tanımayan.
Tezkîr
Hatırlatma, öğüt verme.
Okuma notu
Bu ayette uzatılarak okunan kelimeler: Kâlû, tâirukum, musrifûn. Uzatmalar hakkında