Takvime ekle, her sabah hatırlatalım
YasinOku ☰ Menü

Şehir halkı ve elçiler kıssası

Yâsîn Sûresi, 13–32. ayetler. Bölüm 2 / 6

Sûrenin en uzun anlatısı bu bölümdedir. 13. ayet, Hz. Peygamber'e muhataplarına bir şehir halkını örnek vermesini söyler. Kur'an şehrin adını vermez; tefsir kaynaklarında bu şehrin çoğunlukla Antakya olduğu nakledilir. Ancak kıssanın mesajı, yer ve isimden bağımsız olarak her topluma hitap edecek biçimde anlatılmıştır.

İki elçi, bir üçüncüsü

Şehre önce iki elçi gönderilir; halk onları yalanlayınca bir üçüncü elçiyle desteklenirler. Halkın itirazı, peygamberlere yöneltilen en eski itirazlardan biridir: "Siz de bizim gibi insansınız." Elçilerin cevabı sade ve kararlıdır: Rabbimiz bizim elçi olduğumuzu bilir, bize düşen yalnızca apaçık bir tebliğdir (16-17. ayetler).

Halk bu kez elçileri uğursuzlukla suçlar ve taşlamakla tehdit eder. Elçiler, uğursuzluğun insanın kendi tutumundan kaynaklandığını söyler (18-19. ayetler). Bu diyalog, karşılaşılan kötülüğün sebebini başkalarında arama alışkanlığına yönelik kalıcı bir eleştiridir.

Şehrin öbür ucundan gelen adam

20. ayetle birlikte anlatıya beklenmedik bir kahraman girer: şehrin en uzak yerinden koşarak gelen bir adam. Tefsirlerde adı çoğunlukla Habîb en-Neccâr olarak anılır. Kavmine iki gerekçeyle seslenir: elçiler sizden hiçbir ücret istemiyor ve doğru yoldalar. Ardından kendi inancını ilan eder: beni yaratana neden kulluk etmeyeyim?

26. ayette bu adama "Cennete gir!" denilir. Anlatı onun başına gelenleri ayrıntılı vermez, ancak tefsirlerin büyük kısmı kavminin onu öldürdüğünü aktarır. Adamın son sözü dikkat çekicidir: "Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını bilseydi." Kendisine zulmedenlere karşı bile öfke değil, onların da hidayete ermesi arzusu taşır.

Tek bir ses

Kıssa, inkârcı halkın akıbetiyle kısaca biter: gökten bir ordu indirilmesine gerek kalmadan, tek bir korkunç ses onları söndürüvermiştir (28-29. ayetler). 30-32. ayetler anlatıyı genel bir hükme bağlar: kendilerine gelen her peygamberle alay eden kullara yazık; hepsi sonunda toplanıp huzura getirilecektir.

Bu bölümü dinleAyetlere geç

Ayetler, okunuşları ve mealleri

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلاً اَصْحَابَ الْقَرْيَةِۢ اِذْ جَٓاءَهَا الْمُرْسَلُونَۚ ﴿١٣﴾

Vadrib lehum meselen ashâbel karyeh, iz câ ehel murselûn.

(Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.

اِذْ اَرْسَلْنَٓا اِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُٓوا اِنَّٓا اِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ ﴿١٤﴾

İz erselnâ ileyhimusneyni fe kezzebûhumâ fe azzeznâ bi sâlisin fe kâlû innâ ileykum murselûn.

Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalanlamışlardı. Biz de onları bir üçüncü elçi ile desteklemiştik. Onlar, 'Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz' dediler.

قَالُوا مَٓا اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۙ وَمَٓا اَنْزَلَ الرَّحْمٰنُ مِنْ شَيْءٍۙ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَكْذِبُونَ ﴿١٥﴾

Kâlû mâ entum illâ beşerun mislunâ ve mâ enzeler rahmânu min şey'in in entum illâ tekzibûn.

Onlar şöyle dediler: 'Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahmân, hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.'

قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ اِنَّٓا اِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ ﴿١٦﴾

Kâlû rabbunâ ya'lemu innâ ileykum le murselûn.

(Elçiler ise) şöyle dediler: 'Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor.'

وَمَا عَلَيْنَٓا اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ﴿١٧﴾

Ve mâ aleynâ illel belâgul mubîn.

'Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.'

قَالُٓوا اِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ ﴿١٨﴾

Kâlû innâ tetayyernâ bikum, le in lem tentehû le nercumennekum ve le yemessennekum minnâ azâbun elîm.

Dediler ki: 'Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur.'

قَالُوا طَٓائِرُكُمْ مَعَكُمْؕ اَئِنْ ذُكِّرْتُمْؕ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ ﴿١٩﴾

Kâlû tâirukum meakum, e in zukkirtum, bel entum kavmun musrifûn.

Elçiler de, 'Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz' dediler.

وَجَٓاءَ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ رَجُلٌ يَسْعٰى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَل۪ينَۙ ﴿٢٠﴾

Ve câe min aksâl medîneti raculun yes'â kâle yâ kavmittebiul murselîn.

Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: 'Ey kavmim! Bu elçilere uyun.'

اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْـَٔلُكُمْ اَجْراً وَهُمْ مُهْتَدُونَ ﴿٢١﴾

İttebiû men lâ yes'elukum ecran ve hum muhtedûn.

'Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.'

وَمَا لِيَ لَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٢٢﴾

Ve mâ liye lâ a'budullezî fataranî ve ileyhi turceûn.

'Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O'na döndürüleceksiniz.'

ءَاَتَّخِذُ مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةً اِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمٰنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنّ۪ي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـٔاً وَلَا يُنْقِذُونِۚ ﴿٢٣﴾

E ettehızu min dûnihî âliheten in yuridnir rahmânu bi durrin lâ tugni annî şefâatuhum şey'en ve lâ yunkızûn.

'O'nu bırakıp da başka ilâhlar mı edineyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.'

اِنّ۪ٓي اِذاً لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ﴿٢٤﴾

İnnî izen le fî dalâlin mubîn.

'O takdirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum.'

اِنّ۪ٓي اٰمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِؕ ﴿٢٥﴾

İnnî âmentu bi rabbikum fesmeûn.

'Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!'

ق۪يلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَؕ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْم۪ي يَعْلَمُونَۙ ﴿٢٦﴾

Kîledhulil cenneh, kâle yâ leyte kavmî ya'lemûn.

(Kavmi onu öldürdüğünde kendisine), 'Cennete gir!' denildi. O da, 'Keşke kavmim bilseydi' dedi.

بِمَا غَفَرَ ل۪ي رَبّ۪ي وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُكْرَم۪ينَ ﴿٢٧﴾

Bimâ gafera lî rabbî ve cealenî minel mukramîn.

'Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını!'

وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى قَوْمِه۪ مِنْ بَعْدِه۪ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِل۪ينَ ﴿٢٨﴾

Ve mâ enzelnâ alâ kavmihî min ba'dihî min cundin mines semâi ve mâ kunnâ munzilîn.

Kendisinden sonra kavmi üzerine (onları cezalandırmak için) gökten bir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.

اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ خَامِدُونَ ﴿٢٩﴾

İn kânet illâ sayhaten vâhideten fe izâ hum hâmidûn.

Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler.

يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِۚ مَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُنَ ﴿٣٠﴾

Yâ hasreten alel ibâd, mâ ye'tîhim min resûlin illâ kânû bihî yestehziûn.

Yazık o kullara! Kendilerine bir peygamber gelmezdi ki onunla alay ediyor olmasınlar.

اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ ﴿٣١﴾

E lem yerav kem ehleknâ kablehum minel kurûni ennehum ileyhim lâ yerciûn.

Kendilerinden önce nice nesilleri helâk ettiğimizi; onların artık kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi?

وَاِنْ كُلٌّ لَمَّا جَم۪يعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ۟ ﴿٣٢﴾

Ve in kullun lemmâ cemîun ledeynâ muhdarûn.

Onların hepsi de mutlaka toplanıp huzurumuza çıkarılacaklardır.

Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı. Açıklamalar YasinOku.com tarafından, ayetlerin mealine ve yaygın tefsir bilgilerine dayanılarak hazırlanmıştır. Son güncelleme: 29 Eylül 2026.