يٰسٓ ﴿١﴾
Yâ-Sîn.
Yâ Sîn.
Yâsîn Sûresi, 1–12. ayetler. Bölüm 1 / 6
Sûre, Arapça iki harfle açılır: Yâ-Sîn. Kur'an'da yirmi dokuz sûrenin başında bulunan bu tür harflere hurûf-ı mukattaa denir. Anlamları hakkında farklı görüşler ileri sürülmüş, ancak kesin bir bilgi bulunmadığı için pek çok âlim bu harflerin anlamını Allah'a havale etmeyi tercih etmiştir. Sûreye adını veren de bu açılıştır.
Hemen ardından gelen ayetler, "hikmet dolu Kur'an"a yemin ederek Hz. Muhammed'in gönderilmiş elçilerden olduğunu ve dosdoğru bir yol üzerinde bulunduğunu bildirir. Kur'an'da bir şeye yeminle başlanması, ardından gelen hükmün ne kadar önemli olduğunu vurgulamanın bilinen bir üslubudur. Burada yemin edilen şeyin Kur'an'ın kendisi olması, elçiliğin delilinin de doğrudan bu kitap olduğunu gösterir.
6-10. ayetler, ataları uyarılmamış ve bu yüzden gaflet içinde kalmış bir topluluktan söz eder. Onların çoğunun inkârda direndiği; önlerine ve arkalarına çekilmiş setler, boyunlarına geçirilmiş halkalar gibi güçlü benzetmelerle anlatılır. Bu tasvirler, gerçeği görmeye kapanmış bir zihnin halini somutlaştırır.
11. ayet ise bölümün dönüm noktasıdır: uyarının asıl fayda verdiği kişi, Kur'an'a uyan ve görmediği halde Rahmân'a saygıyla yönelen kimsedir. Ayet bu kişiye bağışlanma ve güzel bir mükâfatı müjdelemeyi emreder. Böylece sûre, daha ilk ayetlerinde muhatabını ikiye ayırır: kulağını kapatanlar ve kalbini açanlar.
Bölüm, 12. ayetteki güçlü bir hatırlatmayla kapanır: ölüleri dirilten Allah'tır; insanların yaptıkları ve geride bıraktıkları izler yazılmaktadır. "Geride bırakılan izler" ifadesi, insanın ölümünden sonra da süren etkisine, yani başlattığı iyiliklere ya da kötülüklere dikkat çeker. Sûrenin sonlarında ayrıntısıyla işlenecek olan diriliş konusu ilk kez burada haber verilmiş olur.
يٰسٓ ﴿١﴾
Yâ-Sîn.
Yâ Sîn.
وَالْقُرْاٰنِ الْحَك۪يمِۙ ﴿٢﴾
Vel kur'ânil hakîm.
(1-2) Yâ-Sîn. Hikmet dolu Kur'an'a andolsun ki, sen elbette peygamberlerdensin.
اِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۙ ﴿٣﴾
İnneke le minel murselîn.
Sen elbette gönderilen peygamberlerdensin.
عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۜ ﴿٤﴾
Alâ sırâtın mustekîm.
Dosdoğru bir yol üzeresin.
تَنْز۪يلَ الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ ﴿٥﴾
Tenzîlel azîzir rahîm.
Kur'an, mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.
لِتُنْذِرَ قَوْماً مَٓا اُنْذِرَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ ﴿٦﴾
Li tunzira kavmen mâ unzira âbâuhum fe hum gâfilûn.
Ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için indirilmiştir.
لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلٰٓى اَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿٧﴾
Lekad hakkal kavlu alâ ekserihim fe hum lâ yu'minûn.
Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.
اِنَّا جَعَلْنَا ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ اَغْلَالاً فَهِيَ اِلَى الْاَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ ﴿٨﴾
İnnâ cealnâ fî a'nâkıhim aglâlen fe hiye ilel ezkâni fe hum mukmehûn.
Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple başları yukarıya kalkık durumdadır.
وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ سَداًّ وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَداًّ فَاَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ ﴿٩﴾
Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden fe agşeynâhum fe hum lâ yubsırûn.
Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler.
وَسَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿١٠﴾
Ve sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu'minûn.
Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.
اِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَيْبِۚ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَاَجْرٍ كَر۪يمٍ ﴿١١﴾
İnnemâ tunziru menittebeaz zikra ve haşiyer rahmâne bil gayb, fe beşşirhu bi magfiratin ve ecrin kerîm.
Sen ancak Zikr'e (Kur'an'a) uyanı ve görmediği halde Rahmân'dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele.
اِنَّا نَحْنُ نُحْـيِ الْمَوْتٰى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَاٰثَارَهُمْؕ وَكُلَّ شَيْءٍ اَحْصَيْنَاهُ ف۪ٓي اِمَامٍ مُب۪ينٍ۟ ﴿١٢﴾
İnnâ nahnu nuhyil mevtâ ve nektubu mâ kaddemû ve âsârahum, ve kulle şey'in ahsaynâhu fî imâmin mubîn.
Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) bir bir kaydetmişizdir.