Ve izâ kîle lehum enfikû mimmâ razekakumullâhu kâlellezîne keferû lillezîne âmenû e nut'ımu men lev yeşâullâhu at'ameh, in entum illâ fî dalâlin mubîn.
Meali
Onlara, 'Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın' denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, 'Allah dileseydi kendisinin doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz' derler.
Allah'ın verdiği rızıktan harcamaya çağrıldıklarında inkârcılar, Allah dileseydi o yoksulları kendisi doyururdu diyerek alay ederler.
47. ayetin açıklaması
Bu ayet, inancın günlük hayata nasıl yansıdığını gösterir. Müminler, ihtiyaç sahiplerine yardım etmeleri için çağrıda bulunur. Ayette “Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeyler” denmesi önemlidir: Mal, insanın kendi eseri değil, Allah'ın verdiği bir emanettir.
İnkârcıların cevabı alaycı bir kader mantığıdır: “Allah dileseydi onları doyururdu. Onları aç bırakan Allah'sa, biz neden doyuralım?” Bu söz, kendi cimriliğini Allah'a yüklemenin bir yoludur. Oysa Allah, yoksulları doyurmayı insanların eliyle yapmayı dilemiştir; zenginin malındaki fakirin payı bunun bir parçasıdır.
Ayetin sonunda inkârcılar, yardım çağrısında bulunan müminleri “apaçık sapıklıkla” suçlar. Bu, 24. ayetteki mümin adamın sözüyle ironik bir karşıtlık oluşturur. Kimin gerçekten sapıklıkta olduğu, sûrenin devamında ortaya çıkacaktır.
Bu ayetten çıkan dersler
Malımız, Allah'ın bize verdiği bir emanettir.
Kaderi cimriliğe bahane etmek, sorumluluktan kaçmaktır.
Allah, ihtiyaç sahiplerini çoğu zaman diğer insanların eliyle doyurur.