Kâinattaki delillerin ardından sûre, bu delillere rağmen yüz çevirenlerin tavrını anlatır. 45-46. ayetlere göre onlara "önünüzdekinden ve arkanızdakinden sakının" denildiğinde ve Rablerinin ayetlerinden biri geldiğinde, hep aynı şeyi yaparlar: yüz çevirirler.
47. ayet, bu tavrın gündelik hayattaki karşılığını çok somut bir örnekle gösterir. Kendilerine Allah'ın verdiği rızıktan başkalarına harcamaları söylendiğinde inkârcılar şöyle cevap verir: Allah dileseydi doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Bu cevap, ilahî iradeyi sorumluluktan kaçmak için bir bahane olarak kullanmanın açık bir örneğidir. Ayet, inancın yalnızca bir fikir meselesi olmadığını, insanın muhtaç olana nasıl davrandığıyla da ilgili olduğunu gösterir.
48. ayette inkârcılar alaycı bir soru sorar: eğer doğru söylüyorsanız bu vaat ne zaman gerçekleşecek? Cevap, zamanı değil ânın niteliğini anlatır. Onların beklediği yalnızca, birbirleriyle çekişirken kendilerini yakalayacak tek bir sestir. O an geldiğinde ne vasiyet edebilecek ne de ailelerinin yanına dönebileceklerdir (49-50. ayetler).
51. ayet sûra üfürülmesini haber verir: insanlar kabirlerinden çıkıp akın akın Rablerine doğru giderler. 52. ayetteki şaşkın soru ("Kim bizi uyuduğumuz yerden kaldırdı?") ve hemen ardından gelen itiraf, inkâr edilen gerçekle yüzleşmenin anını çarpıcı biçimde yansıtır.
Bölüm, âhiret adaletinin temel ilkesiyle biter (54. ayet): o gün hiç kimseye en küçük bir haksızlık yapılmaz ve herkes yalnızca yaptığının karşılığını görür.
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ اَيْد۪يكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ﴿٤٥﴾
Ve izâ kîle lehumuttekû mâ beyne eydîkum ve mâ halfekum leallekum turhamûn.
Onlara, 'Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden (dünya ve ahirette göreceğiniz azaplardan) sakının ki size merhamet edilsin' denildiğinde yüz çevirirler.
وَمَا تَأْت۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَ ﴿٤٦﴾
Ve mâ te'tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ mu'ridîn.
Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar.
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُۙ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ اَطْعَمَهُۗ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ﴿٤٧﴾
Ve izâ kîle lehum enfikû mimmâ razekakumullâhu kâlellezîne keferû lillezîne âmenû e nut'ımu men lev yeşâullâhu at'ameh, in entum illâ fî dalâlin mubîn.
Onlara, 'Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın' denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, 'Allah dileseydi kendisinin doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz' derler.
وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿٤٨﴾
Ve yekûlûne metâ hâzel va'du in kuntum sâdikîn.
Onlar, 'Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?' diyorlar.
مَا يَنْظُرُونَ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ ﴿٤٩﴾
Mâ yenzurûne illâ sayhaten vâhideten te'huzuhum ve hum yahıssımûn.
Onlar ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar.
فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ تَوْصِيَةً وَلَٓا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ۟ ﴿٥٠﴾
Fe lâ yestetîûne tavsiyeten ve lâ ilâ ehlihim yerciûn.
Artık ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.
وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَاِذَا هُمْ مِنَ الْاَجْدَاثِ اِلٰى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ ﴿٥١﴾
Ve nufiha fîs sûri fe izâ hum minel ecdâsi ilâ rabbihim yensilûn.
Sûra üfürülür. Bir de bakarsın, kabirlerden çıkmış, Rablerine doğru akın akın gitmektedirler.
قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَاۢ هٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ ﴿٥٢﴾
Kâlû yâ veylenâ men beasenâ min merkadinâ, hâzâ mâ vaader rahmânu ve sadakal murselûn.
Şöyle derler: 'Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahmân'ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.'
اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ جَم۪يعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ ﴿٥٣﴾
İn kânet illâ sayhaten vâhideten fe izâ hum cemîun ledeynâ muhdarûn.
Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın, hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır.
فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـٔاً وَلَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٥٤﴾
Fel yevme lâ tuzlemu nefsun şey'en ve lâ tuczevne illâ mâ kuntum ta'melûn.
O gün hiçbir kimseye, hiç mi hiç zulmedilmez. Size ancak işlemekte olduğunuz şeylerin karşılığı verilir.
Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı. Açıklamalar YasinOku.com tarafından, ayetlerin mealine ve yaygın tefsir bilgilerine dayanılarak hazırlanmıştır. Son güncelleme: 29 Eylül 2026.