Yâsîn Sûresi kavramlar sözlüğü
Yâsîn'i mealiyle okurken karşılaşılan bazı kelimeler ve kavramlar ilk bakışta yabancı gelebilir. Bu sözlükte sûrede geçen 146 kavramı alfabetik sırayla, kısa ve anlaşılır açıklamalarıyla topladık. Her kavramın yanındaki ayet numarasına dokunarak o kavramın geçtiği ayetin açıklamasına gidebilirsiniz.
A
- Ağlâl
- Boyna geçirilen halkalar, zincirler.
- Ahd
- Söz, antlaşma; Allah'ın insanlara verdiği emir ve uyarılar.
- Akıl
- Düşünme ve kavrama yetisi; Kur'an'ın sürekli seslendiği yeti.
- Alîm
- Her şeyi hakkıyla bilen; Allah'ın isimlerinden.
- Arz-ı meyte
- Ölü toprak; kurumuş, ürün vermeyen yer.
- Ashâbü'l-cenne
- Cennet ehli, cennetlikler.
- Ashâbü'l-karye
- Şehir halkı; bu kıssanın kahramanları.
- Azîz
- Mutlak güç ve üstünlük sahibi; Allah'ın isimlerinden.
- Âmentü
- İnandım; imanın açıkça ilan edilmesi.
- Âsâr
- İzler, eserler; kişinin ardında bıraktığı ve etkisi süren şeyler.
- Âyet
- Delil, işaret; aynı zamanda Kur'an cümlesinin adı.
B
- Basar
- Görme; göz.
- Belâ
- Evet, elbette; olumsuz soruya verilen olumlu cevap.
- Belâğ-ı mübîn
- Apaçık tebliğ; mesajı açık ve eksiksiz ulaştırma.
- Beşer
- İnsan; peygamberlerin insan olması.
C
- Cehennem
- İnkâr ve zulümde ısrar edenler için hazırlanan azap yurdu.
- Cennât
- Bahçeler; Kur'an'da cennet için de kullanılır.
- Cennet
- Mü'minlere vaat edilen ebedî mutluluk yurdu.
- Cezâ
- Karşılık; iyiliğin ya da kötülüğün sonucu.
- Cibill
- Büyük kalabalık, nesil.
- Cünd
- Ordu, asker topluluğu.
- Cündün muhdarûn
- Hazır bekleyen askerler.
D
- Dalâl-i mübîn
- Açık sapıklık; doğru yoldan belirgin biçimde ayrılma.
E
- Ecdâs
- Kabirler, mezarlar.
- Ecr
- Ücret, karşılık; ahirette ise mükâfat.
- Ecr-i kerîm
- Değerli ve cömertçe verilmiş mükâfat.
- En'âm
- Evcil hayvanlar; deve, sığır, koyun ve keçi.
- Erâik
- Süslü koltuklar, sedirler.
- Ezvâc
- Çiftler, eşler.
F
- Fatara
- Yoktan yaratmak; “fâtır” Allah'ın yaratıcı oluşunu anlatır.
- Fâkihe
- Meyve.
- Fâkihûn
- Sevinçli, hoşnut olanlar.
- Felek
- Yörünge, gök cisimlerinin hareket ettiği yol.
- Fetret
- İki peygamber arasında uyarıcı gelmeyen dönem.
- Fülk-i meşhûn
- Dolu, yüklü gemi.
G
- Gaflet
- Dalgınlık, umursamazlık; önemli olanın farkında olmama hâli.
- Gayb
- Duyularla algılanamayan, görülmeyen alem.
Ğ
- Ğark
- Boğulma, suya batma.
- Ğışâve
- Perde, örtü; gözün görmesini engelleyen şey.
H
- Habîb en-Neccâr
- Tefsirlerde bu adama verilen isim; “marangoz Habîb”.
- Hakîm
- Hikmet sahibi, sağlam ve tutarlı. Burada Kur'an'ın sıfatıdır.
- Hakka'l-kavl
- Sözün hak olması; Allah'ın hükmünün gerçekleşmesi.
- Halk
- Yaratma; yaratılmış olan.
- Hallâk
- Çok ve sürekli yaratan; Allah'ın isimlerinden.
- Hasîm
- Hasım, karşı çıkan, tartışmacı.
- Hasret
- Derin üzüntü ve pişmanlık.
- Hatm
- Mühürlemek; burada ağızların kapatılması.
- Hayy
- Diri, canlı; burada kalbi ve aklı uyanık olan.
- Hâmidûn
- Sönmüş olanlar; ateşin sönmesi gibi hayatın sona ermesi.
- Hurûf-ı mukattaa
- Bazı sûrelerin başında tek tek okunan harfler. Yâsîn de bunlardandır.
- Hüzün
- Üzüntü, keder.
İ
- İbâdet
- Kulluk; Allah'ın rızasına uygun yaşamak.
- İhlâk
- Helâk etme, yok etme.
- İhyâ
- Diriltme; ölüleri yeniden hayata kavuşturma.
- İlâh
- Tapılan, kendisine kulluk edilen varlık.
- İmâm-ı mübîn
- Apaçık kitap; Levh-i Mahfûz olarak açıklanır.
- İmtiyâz
- Ayrılma, ayırt edilme.
- İnfâk
- Allah yolunda harcama, ihtiyaç sahiplerine verme.
- İnkâz
- Kurtarma.
- İnşâ
- İlk kez var etme, yoktan yaratma.
- İnzâr
- Uyarma; kötü sonuçlara karşı önceden haber verme.
- İrâde
- Dilemek, istemek.
- İ'râz
- Yüz çevirme, ilgisiz kalma.
- İstihzâ
- Alay etme, küçümseme.
K
- Kur'ân-ı mübîn
- Apaçık Kur'an; anlamı açık, okunan kitap.
- Kurûn
- Nesiller, çağlar.
- Küfür
- İnkâr; aynı zamanda nimeti örtmek, nankörlük.
- Kün
- Ol! Allah'ın yaratma emri.
L
- Leyl
- Gece.
M
- Mağfiret
- Bağışlanma; günahların örtülmesi.
- Mekânet
- Bulunulan yer.
- Melekût
- Hükümranlık, her şeyin iç yüzü ve yönetimi.
- Menâfi'
- Faydalar, yararlar.
- Menâzil
- Konaklar; ayın gökyüzünde her gece bulunduğu yerler, evreler.
- Merkad
- Uyku yeri; burada kabir.
- Mesel
- Örnek, ibret verici anlatı.
- Mesh
- Şeklini değiştirmek, olduğu yerde dondurmak.
- Meşârib
- İçecekler; burada süt ve benzerleri.
- Metâ'
- Geçici yararlanma, faydalanılan şey.
- Muhdarûn
- Huzura getirilmiş olanlar.
- Mukmah
- Başı yukarı kalkık, öne eğilemeyen kimse.
- Mücrim
- Suçlu, günahkâr.
- Mühtedî
- Hidayete ermiş, doğru yolu bulmuş kimse.
- Mükramîn
- İkram edilenler; Allah'ın değerli kıldığı kullar.
- Mülk
- Sahiplik, mülkiyet.
- Mürselîn
- Gönderilmiş olanlar; peygamberler ve elçiler.
- Müsrif
- Ölçüyü aşan, haddi tanımayan.
- Müstekar
- Yerleşme yeri ya da belirlenmiş süre.
N
- Nasr
- Yardım, zafer.
- Nâr
- Ateş.
- Neslehu
- Sıyırıp çekmek; gündüzün geceden çekilip alınması.
- Nutfe
- Küçük bir damla su; insanın yaratıldığı başlangıç.
R
- Rab
- Terbiye eden, besleyen ve yöneten; Allah'ın isimlerinden.
- Rahîm
- Çok merhametli; Allah'ın isimlerinden.
- Rahmân
- Rahmeti her şeyi kuşatan; Allah'ın isimlerinden.
- Rahmet
- Merhamet, iyilik ve koruma.
- Rakûb
- Binek hayvanı.
- Recm
- Taşlama.
- Remîm
- Çürümüş, toz olmuş kemik.
- Risâlet
- Elçilik, peygamberlik görevi.
- Rızık
- Allah'ın canlılara verdiği her türlü nimet.
- Rücû'
- Dönüş; Allah'a dönmek.
- Rükûb
- Binme; binek olarak kullanma.
S
- Sarîh
- Yardım çağrısına koşan, imdat eden.
- Sayha
- Korkunç ses, haykırış.
- Sayha-i vâhide
- Tek bir ses; kıyamette sûrun üfürülmesi.
- Sebh
- Yüzmek, süzülerek hareket etmek.
- Sedd
- Set, engel.
- Selâm
- Esenlik, barış, güvenlik; Allah'ın isimlerinden.
- Sevâun
- Birdir, eşittir; fark etmez.
- Sırât-ı müstakîm
- Dosdoğru yol; eğrilik ve sapma bulunmayan, Allah'a ulaştıran yol.
- Sır ve alen
- Gizli ve açık; söylenen ve saklanan.
- Sûr
- Kıyamet ve dirilişte üfürülecek boru.
- Sübhânallah
- Allah'ı her türlü eksiklikten uzak tutan tesbih ifadesi.
Ş
- Şecer-i ahdar
- Yeşil ağaç.
- Şefaat
- Bir başkası için aracılık ve iyilik isteme.
- Şehâdet
- Şahitlik etmek, tanıklık.
- Şeytan
- İnsanı Allah'ın yolundan saptırmaya çalışan varlık.
- Şi'r
- Şiir; ölçülü ve kafiyeli söz.
- Şükür
- Nimeti verenin farkında olmak, ona minnet duymak ve nimeti yerinde kullanmak.
T
- Takdîr
- Ölçüyle belirleme, düzenleme.
- Takvâ (ittikâ)
- Sakınma, korunma; Allah'a saygıyla kötülükten uzak durma.
- Ta'mîr
- Uzun ömür vermek.
- Tams
- Silmek, izini bırakmadan yok etmek.
- Tavsiye
- Vasiyet etmek, son öğüdü vermek.
- Ta'zîz
- Güçlendirme, destekleme; ayette üçüncü elçiyle takviye.
- Tenkîs
- Tersine çevirmek; güçten zayıflığa döndürmek.
- Tenzîl
- İndirme; Kur'an'ın Allah katından vahiy yoluyla gönderilmesi.
- Teshîr
- Boyun eğdirme; bir şeyi insanın hizmetine verme.
- Tetayyür
- Uğursuzluk sayma; kuşların uçuşundan fal çıkarma âdetinden gelir.
- Tezkîr
- Hatırlatma, öğüt verme.
U
- Urcûn
- Hurma salkımının kuruyunca eğrilen sapı.
- Uyûn
- Pınarlar, kaynaklar.
V
- Va'd
- Vaat, söz; burada kıyamet ve diriliş haberi.
- Va'du'r-Rahmân
- Rahmân'ın vaadi; diriliş haberi.
Y
- Yahissımûn
- Çekişip tartışırken; gündelik işlerle meşgulken.
- Yâsîn
- Sûrenin adı; “Ey insan” ya da Hz. Peygamber'e hitap olarak da yorumlanmıştır.
- Yâ leyte
- Keşke; bir dileği ya da hasreti anlatan ifade.
- Yedde'ûn
- İstedikleri, talep ettikleri.
- Yemin (kasem)
- Kur'an'da bir gerçeği vurgulamak için kullanılan anlatım biçimi.
- Yensilûn
- Akın akın, hızla gidenler.
- Yes'â
- Koşar adım gelmek, çaba göstermek.
Z
- Zikr
- Hatırlatma, öğüt; burada Kur'an'ın adlarından biri.
- Zılâl
- Gölgeler, gölgelikler.
- Zulüm
- Haksızlık; bir şeyi yerine koymamak.
- Zürriyet
- Soy, nesil.
Kavramların açıklamaları, Yâsîn'deki kullanımları esas alınarak kısa tutulmuştur. Aynı kelime Kur'an'ın farklı yerlerinde başka anlam incelikleri taşıyabilir.